Konya’da Kaybedilen Sadece 3 Puan Değil: Trabzonspor’da Bazı Soruların Cevabı Verilmeli
Konya’da Kaybedilen Sadece 3 Puan Değil: Trabzonspor’da Bazı Soruların Cevabı Verilmeli
Trabzonspor, Konyaspor karşısında 1-0 kaybetti. Ancak benim için gecenin asıl düşündürücü tarafı skor tabelasından çok, maç içerisinde verilen bazı kararlar oldu.
Bir Trabzonsporlu olarak mağlubiyete elbette üzülüyorum.
Ama bazen bir yenilgiden sonra sadece “Bugün olmadı” deyip geçmek, asıl problemi görmemek anlamına geliyor.
Konyaspor karşısında da benim gördüğüm tam olarak buydu.
Trabzonspor topa sahip oldu, oyunu rakip yarı alana yıktığı bölümler yaşandı. Fakat topa sahip olmak ile rakibe gerçekten üstünlük kurmak arasında büyük bir fark var.
Bordo-mavililer dün gece o farkı bir kez daha gösterdi.
Konyaspor daha 2. dakikada Rajmund Tóth'un golüyle öne geçti. Sonrasında Trabzonspor uzun süre topu elinde tuttu ama skoru değiştirecek o baskıyı, o üretkenliği ve ceza sahası içerisindeki netliği bir türlü ortaya koyamadı.
Ve bence asıl sorgulanması gereken nokta da burada başlıyor.
Onuachu neden 90 dakika sahada kaldı?
Paul Onuachu'yu eleştirmek kolay.
Çünkü bu oyuncunun neler yapabileceğini biliyoruz.
Daha birkaç gün önce Gençlerbirliği karşısında iki gol atan, fizik gücü ve hava hakimiyetiyle rakip savunmayı zorlayan bir santrfordan bahsediyoruz.
Ancak futbol yalnızca geçmiş maçta ne yaptığınızla ilgili değildir.
O gün sahada ne verdiğiniz de önemlidir.
Konyaspor karşısında Onuachu'nun oyunun içerisinde etkisiz kaldığı bölümler fazlasıyla uzadı. Trabzonspor'un gol aradığı dakikalarda ceza sahasında daha hareketli, savunma arkasına koşu atan ve rakip stoperleri farklı şekilde zorlayacak bir Umut Nayir seçeneği vardı.
İşte burada benim kafama takılan soru şu:
Umut Nayir'e neden daha fazla süre verilmedi?
Onuachu'nun kötü futbolcu olduğunu söylemiyorum.
Tam tersine.
Onuachu, Trabzonspor'un önemli hücum silahlarından biri.
Fakat iyi bir takımın önemli santraforu olmak, her maç 90 dakika sahada kalmayı garanti etmemeli.
Bazen oyunun ihtiyacı başka bir oyuncuyu gerektirir.
Bazen 60. dakikada yapılan doğru bir değişiklik, 90. dakikada kaçan bir golden daha değerlidir.
Maçı değiştirebilecek oyuncuları çıkarmak...
Benim için gecenin en tartışmalı kararlarından biri de Ernest Muçi ve Aral Şimşir'in oyundan alınmasıydı.
Trabzonspor'un skora ihtiyacı var.
Rakip kapanmış.
Bir gol bulduğunuz anda maçın bütün dengesi değişebilir.
Böyle bir ortamda bire birde adam eksiltebilen, dar alanda çözüm üretebilen ve oyunun kaderine dokunabilecek oyunculara ihtiyaç duyarsınız.
Ernest Muçi tam da bu profile sahip.
Aral Şimşir de hareketliliği ve hücumdaki dinamizmiyle rakip savunmayı meşgul edebilecek oyunculardan biri.
İkisini aynı anda kenara almak bana göre doğru zamanda doğru hamle değildi.
Üstelik Trabzonspor gol ararken...
Peki Cabral neden?
Asıl soru burada daha da büyüyor.
Sidny Lopes Cabral'ın oyuna girmesi elbette teknik heyetin tercihidir ve oyuncuyu tek başına mağlubiyetin sorumlusu ilan etmek doğru değildir.
Fakat bir Trabzonspor taraftarı olarak şunu sormak hakkımız:
Takımın gole ihtiyacı varken neden hücumdaki üretkenliği artıracak bir hamle yerine Cabral tercih edildi?
Cabral'ın oyuna girmesinin ardından Trabzonspor'un hücum gücünde belirgin bir sıçrama göremedik.
Benim itirazım futbolcuya değil.
Benim itirazım, maçın o anındaki ihtiyaca.
Trabzonspor'un o dakikalarda ihtiyacı neydi?
Bir gol.
Peki yapılan değişiklikler bu ihtiyaca ne kadar cevap verdi?
Bence asıl tartışılması gereken nokta bu.
Savic konusunda artık alarm zilleri çalıyor
Stefan Savić konusunda ise artık birkaç maçtır aynı şeyi konuşuyoruz.
Bir stoper hata yapabilir.
Herkes hata yapabilir.
Ancak aynı oyuncunun arka arkaya maçlarda benzer problemler yaşaması halinde artık “şanssızlık” kelimesinin arkasına sığınmamak gerekir.
Savić'in tecrübesine, liderliğine ve kariyerine kimsenin itirazı yok.
Fakat Trabzonspor formasını giymek geçmişte yaptıklarınızdan daha fazlasını gerektiriyor.
Benim dikkatimi çeken bir başka konu da Savić'in maç içerisindeki hakem itirazları.
Her pozisyonun ardından hakeme dönmek, kararları tartışmak ve oyunun içerisinde enerjiyi bu tarafa harcamak yerine takımın oyununa odaklanmak gerekiyor.
Trabzonspor'un kaptanlık ve liderlik anlamında daha sakin, daha kontrollü bir Savić'e ihtiyacı var.
Çünkü savunmanın lideri önce kendi takımına güven vermeli.
Onana bu maçta suçlanacak isim değil ama...
Andre Onana konusunda ise bu maç özelinde haksızlık yapmak istemiyorum.
Hatta maçın istatistiklerine bakıldığında Onana'nın performansı Trabzonspor adına en fazla eleştirilecek noktalardan biri değil.
Fakat genel bir problemden bahsetmek gerekiyor.
Onana'nın ayağına top geldiğinde yaptığı bazı gereksiz riskler, taraftarın yüreğini ağzına getiriyor.
Kalecinin ayağının iyi olması büyük avantaj.
Modern futbolda kalecinin geriden oyun kurması da artık olmazsa olmazlardan.
Ama bunun bir sınırı var.
Rakip baskı yaparken kalecinin gereğinden fazla topla oynaması, oyunun temposunu düşürmesi veya gereksiz çalımlarla risk oluşturması başka bir şey.
Kaleciye güveniyoruz.
Ama kalecinin de ne zaman risk alacağını bilmesi gerekiyor.
Konyaspor maçında Onana'yı mağlubiyetin sorumlusu olarak göstermek haksızlık olur.
Ancak sezonun geneline baktığımızda bu konu Trabzonspor adına dikkat edilmesi gereken bir detay.
Salah büyük yıldız, buna kimsenin itirazı yok
Ve gelelim Mohamed Salah'a...
Evet.
Salah bir dünya yıldızı.
Top ayağına gerçekten yakışıyor.
Bir hareketiyle maçın kaderini değiştirebilecek kapasiteye sahip.
Trabzonspor'un böyle bir oyuncuya sahip olması büyük bir avantaj.
Ama benim Trabzonspor taraftarı olarak başka bir düşüncem var:
Trabzonspor, Mohamed Salah'tan daha büyük.
Bunu Salah'ı küçümsemek için söylemiyorum.
Tam tersine.
Salah'ın büyüklüğünü kabul ettiğim için söylüyorum.
Dünyaca ünlü bir oyuncunuz olabilir.
Ama takımın sistemi, forması ve hedefleri tek bir futbolcudan daha büyük olmak zorunda.
Salah da kötü oynadığı gün kenara alınabilmeli.
Salah da yorulduğunda değiştirilebilmeli.
Salah'ın oyuna katkısı düşüyorsa teknik direktör onun adına değil, Trabzonspor adına karar verebilmeli.
Çünkü bizim meselemiz Salah'ı oynatmak değil.
Bizim meselemiz Trabzonspor'u kazanacak hale getirmek.
Hüseyin Çimşir'e asıl görev şimdi başlıyor
Hüseyin Çimşir'in geçici teknik direktörlük görevinde olduğunu biliyoruz.
Bu nedenle elbette kararları değerlendirirken şartları da hesaba katmak gerekiyor.
Fakat Trabzonspor'un hedefleri bahanelere izin vermeyecek kadar büyük.
Konyaspor karşısında kaybedilen üç puan telafi edilebilir.
Lig uzun bir maraton.
Ancak bazı kararların bugün konuşulması, yarın çok daha büyük sorunların önüne geçebilir.
Trabzonspor'un problemi yalnızca gol atamamak değil.
Oyunun içerisinde doğru zamanda doğru hamleyi yapabilmek.
Kim sahada kalmalı?
Kim kenara gelmeli?
Hangi oyuncuya ne kadar süre verilmeli?
Bir futbolcu formsuzken ısrar edilmeli mi?
Yıldız oyuncu gerektiğinde değiştirilebilmeli mi?
Ve en önemlisi...
Trabzonspor'un maç içerisinde kazanmak için gösterdiği refleksler gerçekten yeterli mi?
Bence Konyaspor karşılaşmasının ardından bu soruların tamamı masaya yatırılmalı.
Çünkü 1-0'lık mağlubiyet unutulur.
Ama aynı hatalarda ısrar edilirse, kaybedilen yalnızca bir maç olmaz.
Trabzonspor, oyunculardan büyük
Ben bu takıma hâlâ inanıyorum.
Salah var.
Onuachu var.
Muçi var.
Aral Şimşir var.
Fabinho var.
Ve daha birçok kaliteli oyuncu var.
Ama isimlerin yan yana gelmesi tek başına iyi takım olduğunuz anlamına gelmiyor.
Trabzonspor'un yeniden bir takım kimliği oluşturması gerekiyor.
Kimsenin forması garanti olmamalı.
Kimsenin adı dokunulmaz olmamalı.
Kimse performansından bağımsız şekilde 90 dakika sahada kalmamalı.
Çünkü bordo-mavi forma, hepimizin bildiği gibi, futbolcudan da teknik direktörden de yöneticiden de büyük.
Trabzonspor herkesten büyük.
Ve bence Konyaspor mağlubiyetinden çıkarılması gereken en önemli ders de tam olarak bu.



