Yine Kaybettik! Milli Takım'da 38 Yıl Sonra Bir İlk: Montella İçin Yolun Sonu mu?
Yine Kaybettik! Milli Takım'da 38 Yıl Sonra Bir İlk: Montella İçin Yolun Sonu mu?
A Milli Takım için Uluslar Ligi'nde artık kötü gidişat demek bile yaşananları anlatmaya yetmiyor.
Çünkü mesele yalnızca İtalya karşısında alınan 3-1'lik mağlubiyet değil.
Mesele, dört maçta sıfır puan.
Mesele, üst üste dört yenilgi.
Mesele, 1988 yılından bu yana ilk kez böyle bir serinin yaşanması.
Ve belki de en önemlisi, Milli Takım'ın önündeki hedeflerin birer birer değişmeye başlaması...
Türkiye, UEFA Uluslar A Ligi'ndeki dördüncü maçında İtalya'ya deplasmanda 3-1 mağlup oldu. Bologna'daki karşılaşmada ay-yıldızlı ekibin tek golünü Trabzonspor forması giyen Aral Şimşir attı. Genç futbolcunun 61. dakikada kaydettiği gol, Türkiye'ye kısa süreliğine umut verse de bu umut yalnızca üç dakika sürdü. İtalya, 64. dakikada Calafiori'nin golüyle yeniden öne geçti ve karşılaşmanın son bölümünde Esposito'nun golüyle farkı ikiye çıkardı.
Sonuç tabelasında yine Türkiye'nin adı vardı ama puan hanesinde yine sıfır...
Dört maç, dört mağlubiyet
Fransa...
İtalya...
Belçika...
Ve yeniden İtalya.
A Milli Takım, Uluslar Ligi A Ligi'ndeki ilk dört karşılaşmasını da kaybetti. Bu sonuçla Türkiye grubun son sırasında bulunuyor ve artık üst sıralarla arasındaki farkı kapatmak için yalnızca kendi maçlarını kazanması yetmiyor. Rakiplerin de puan kaybetmesi gerekiyor.
Fakat asıl dikkat çeken istatistik bununla sınırlı değil.
İtalya mağlubiyetiyle birlikte Türkiye, Ekim 1987-Mart 1988 döneminden bu yana ilk kez üst üste dört resmi maçtan yenilgiyle ayrıldı.
Tam 38 yıl sonra...
Milli Takım tarihinde hiç görmek istemeyeceğimiz bir istatistik yeniden karşımıza çıktı.
Üstelik bu dört maçlık serinin tamamı Uluslar Ligi gibi üst düzey rakiplerin bulunduğu bir organizasyonda yaşandı.
Bu nedenle artık sorulması gereken soru çok açık:
Bu tablo daha ne kadar devam edecek?
Aral Şimşir'den umutlandıran gol
Gecenin Türkiye adına en güzel hikâyesi ise Aral Şimşir oldu.
Trabzonspor'un genç oyuncusu, İtalya karşısında A Milli Takım formasıyla ilk resmi maçına çıktı. Daha önce Kuzey Makedonya ile oynanan özel maçta milli formayı giyen Aral, bu kez ilk kez resmi bir karşılaşmada sahne aldı.
Ve sahneye çıktığında yalnızca forma giymekle kalmadı.
Golünü de attı.
- dakikada Yunus Akgün'ün pasıyla başlayan atakta Zeki Çelik'in yerden çevirdiği topa arka direkte dokunan Aral Şimşir, skoru 1-1'e getirdi. Böylece genç futbolcu A Milli Takım kariyerindeki ilk golünü de resmi bir maçta İtalya gibi güçlü bir rakibe karşı kaydetmiş oldu.
Ancak futbolun acı tarafı bir kez daha kendisini gösterdi.
Aral'ın golünden yalnızca birkaç dakika sonra İtalya yeniden öne geçti.
Yani Türkiye'nin umutlandığı an, yine çok kısa sürdü.
Bir gol attık, üç dakika sonra yine geriye düştük
Karşılaşmanın kırılma noktalarından biri tam olarak buydu.
Türkiye ikinci yarıya daha etkili başladı. Aral Şimşir'in golüyle beraberliği yakaladı. Ancak beraberlik sevincinin üzerinden çok fazla zaman geçmeden İtalya duran top organizasyonunda yeniden öne geçti.
Calafiori'nin 64. dakikadaki golü, Milli Takım'ın maç boyunca yaşadığı temel problemi bir kez daha ortaya çıkardı:
Kırılma anlarında hata yapmak.
Üst düzey takımların karşısında iyi mücadele etmek elbette önemli.
Fakat bu seviyede iyi oynamak tek başına yetmiyor.
Rakip size bir hata yaptığınız anda ceza kesiyor.
Türkiye'nin son dönemde yaşadığı en büyük problemlerden biri de tam olarak bu.
Oyunun belli bölümlerinde rakibi zorlayabiliyoruz.
Topa sahip olabiliyoruz.
Pozisyon üretebiliyoruz.
Ancak maçın sonucunu belirleyen anlarda aynı seviyede kalamıyoruz.
İtalya karşısında da tablo değişmedi.
Montella: "Taktiksel olarak çok iyi oynadık"
Maçın ardından Vincenzo Montella'nın sözleri ise tartışmanın başka bir boyutunu ortaya çıkardı.
İtalyan teknik adam, karşılaşmanın ardından taktiksel anlamda iyi bir oyun ortaya koyduklarını savundu ve sonucu istedikleri gibi bulamadıklarını söyledi.
Montella'nın açıklamasına göre Milli Takım'ın eksik oyuncuları da fark yarattı.
"Taktiksel olarak çok iyi oynadık ama sonuç istediğimiz gibi değildi. Avrupa Şampiyonası için gerekenleri alacağız. Fark yaratabilecek eksiklerimiz vardı, bu futbolcuların olmamasını hissettik."
Montella ayrıca A Milli Takım'ın bu seviyede deneyim kazanması gerektiğini ifade etti.
İtalya'nın yaptığı oyuncu değişikliklerine de dikkat çeken teknik adam, rakibin oyuna piyasa değeri toplamda 350-450 milyon euro seviyesinde olduğu belirtilen üç futbolcu soktuğunu söyledi.
Buraya kadar teknik açıdan bakıldığında Montella'nın söylemlerinin anlaşılabilir bir tarafı var.
Ancak tribündeki taraftarın ve ekran başındaki milyonlarca insanın baktığı yer farklı.
Onlar skora bakıyor.
Ve skor tabelası bize şunu söylüyor:
Türkiye dört maç oynadı, dört maç kaybetti.
"Dünya Kupası başarısı dengelerimizi bozmuş olabilir"
Montella'nın en fazla tartışma yaratması beklenen açıklamalarından biri ise Dünya Kupası sonrası oluşan beklentilerle ilgili oldu.
İtalyan teknik adam, Dünya Kupası başarısının ülkedeki beklentileri yükseltmiş olabileceğini söyledi.
Montella'nın ifadesiyle:
"Dünya Kupası başarısı, dengelerimizi bozmuş olabilir. Ülkemizde beklentiler yükseldi."
Montella burada yalnızca eleştirileri değil, Milli Takım'ın son dönemde gördüğü yoğun desteği de vurguladı. Taraftarların kendilerine ve futbolculara gösterdiği ilgiden haberdar olduklarını belirtti.
Ancak tam da burada futbolun en temel gerçeği karşımıza çıkıyor.
Beklenti yükseldiyse bunun nedeni yalnızca taraftar değildir.
Milli Takım'ın kendisi bu beklentiyi yükseltti.
Dünya Kupası'na gitmek...
İyi bir performans ortaya koymak...
Avrupa'nın güçlü ekipleriyle rekabet edebilecek bir takım görüntüsü vermek...
Bunların tamamı taraftarın beklentisini doğal olarak artırır.
Kimse artık yalnızca "mücadele ettik" demekle yetinmek istemiyor.
Türk futbolunun geldiği noktada taraftar sonuç istiyor.
Peki Montella için artık ne gerekiyor?
İşte gecenin en büyük sorusu burada.
Montella yönetimindeki Milli Takım, daha önce de eleştirildi.
Fakat her seferinde bir savunma hattı vardı.
Kazanılan maçlar vardı.
İyi oynanan turnuvalar vardı.
Takımın geliştiğine dair işaretler vardı.
Şimdi ise Uluslar Ligi'nde dört maç sonunda sıfır puan bulunuyor.
Üstelik dört maçın tamamı kaybedilmiş durumda.
Daha da önemlisi, Milli Takım'ın oyunu ile aldığı sonuç arasındaki makas artık taraftarın sabrını zorlamaya başladı.
Çünkü futbolda bir noktadan sonra "iyi oynadık" cümlesinin karşılığı kalmaz.
Sonuç gerekir.
Gol gerekir.
Puan gerekir.
Ve en önemlisi güven gerekir.
Montella ise İtalya karşılaşmasının ardından geleceğe umutla baktığını vurguladı. Dört maçın üçünde rakiplerle eşit seviyede mücadele ettiklerini düşündüğünü söyledi.
Fakat taraftarın sorusu daha basit:
Dört maçta neden sıfır puan aldık?
EURO 2028 için de tablo ağırlaşıyor
İtalya mağlubiyetinin yalnızca Uluslar Ligi açısından değil, EURO 2028 elemeleri açısından da önemli bir sonucu bulunuyor.
Uluslar Ligi'ndeki sıralama, Avrupa Şampiyonası elemeleri kura sürecindeki torba hesaplarını etkiliyor.
Mevcut tablo üzerinden Türkiye'nin grubunu son sırada tamamlaması halinde EURO 2028 elemeleri kura çekiminde ikinci torbada yer alması bekleniyor. Bu da Türkiye'nin eleme grubunda daha güçlü bir rakiple karşılaşma ihtimalini artırabilecek bir sonuç anlamına geliyor.
Yani bugün kaybedilen yalnızca üç puan değil.
Kura avantajı da tehlikeye giriyor.
Bu nedenle kalan iki maç artık yalnızca prestij karşılaşması olarak görülmemeli.
Türkiye'nin Kasım ayında Fransa ve Belçika ile oynayacağı karşılaşmalar, hem Uluslar Ligi'ndeki konum hem de gelecekteki kura hesapları açısından büyük önem taşıyor.
Bir de B Ligi tehlikesi var
İşin daha can sıkıcı tarafı ise burada başlıyor.
A Ligi'ndeki grup sonuncuları kendi aralarında değerlendirilecek. Dört grubun en kötü iki sonuncusu doğrudan B Ligi'ne düşecek.
Diğer iki takım ise A Ligi'nde kalabilmek için play-off oynayacak.
Dolayısıyla Türkiye'nin kendi grubunda sonuncu olması tek başına otomatik olarak B Ligi'ne düşeceği anlamına gelmiyor.
Ancak dört grubun en kötü iki sonuncusundan biri olması halinde doğrudan B Ligi'ne düşme riski bulunuyor.
Bugün itibarıyla Türkiye'nin puanı sıfır.
Bu nedenle tehlike artık kâğıt üzerinde uzak bir ihtimal değil.
Gerçek bir risk.
Ve Milli Takım'ın önünde bu riski azaltmak için yalnızca iki maç kaldı.
"Gurur duymaları gerekmiyor"
Montella'nın açıklamalarında dikkat çeken bir başka nokta da şuydu:
Sonuçların kendisini de memnun etmediğini söyledi.
Yani teknik direktör de dört maçlık tabloyu olumlu bir sonuç olarak görmüyor.
Ancak oyunun geleceğe umut verdiğini düşünüyor.
Bu noktada futbolun farklı iki yüzü ortaya çıkıyor.
Teknik heyet oyuna bakıyor.
Taraftar ise sonuca.
Teknik heyet gelişim sürecini görüyor.
Taraftar ise puan tablosunu.
Ve bugün puan tablosunda Türkiye'nin karşısında kocaman bir 0 bulunuyor.
Artık bahane değil, cevap zamanı
Elbette eksikler vardı.
Bazı önemli oyuncular sakattı veya cezalıydı.
Rakiplerin kadro kalitesi yüksek.
A Ligi'nin seviyesi gerçekten çok ağır.
Bunların tamamı doğru.
Ancak Milli Takım teknik direktörünün görevi, bütün bu zorlukların içerisinde sonuç üretebilecek bir yapı kurmak.
Çünkü milli takım forması kulüp futbolundan farklıdır.
Oyuncular haftalarca aynı teknik direktörle çalışmıyor.
Birlikte geçirilen süre sınırlı.
Dolayısıyla teknik heyetin maç içinde doğru reaksiyonu vermesi, takımın güçlü ve zayıf yönlerini doğru kullanması çok daha önemli hale geliyor.
İtalya karşısında Türkiye'nin bazı bölümlerde iyi bir görüntü verdiği inkâr edilemez.
Ama iyi görüntünün karşılığı yine mağlubiyet oldu.
Bu yüzden artık "iyi oynadık" cümlesinin yanına başka bir cümle koymak gerekiyor:
Peki neden kazanamıyoruz?
Aral Şimşir'in golü gecenin tesellisi oldu
Bütün bu karanlık tablonun içerisinde Aral Şimşir'in performansı ise geleceğe dair küçük ama önemli bir ışık yaktı.
Trabzonspor'un genç oyuncusu, ilk resmi milli maçında golünü attı.
Belki Türkiye puan alamadı.
Belki skor tabelası yine yüzleri güldürmedi.
Ama Aral Şimşir'in sahneye çıkması, Milli Takım'ın geleceği adına önemli bir gelişme olarak kayda geçti.
Şimdi önemli olan bu oyuncuların doğru şekilde geliştirilmesi.
Onlara yalnızca kötü sonuçların olduğu dönemlerde değil, iyi sonuçların geldiği günlerde de güvenilmesi.
Çünkü Milli Takım'ın geleceği yalnızca bugünü kurtarmaktan geçmiyor.
Yeni bir takım oluşturmak gerekiyor.
Yeni bir oyun anlayışı gerekiyor.
Ve belki de en önemlisi, yeniden güven duygusunu oluşturmak gerekiyor.
Şimdi herkes aynı soruyu soruyor
Türkiye'nin önünde iki maç kaldı.
Fransa...
Belçika...
Rakipler yine kolay değil.
Ancak artık bahane üretilecek bir dönem de değil.
Çünkü dört maçta sıfır puan alan bir Milli Takım'ın önünde bundan sonra oynayacağı her maç aynı zamanda bir hesaplaşma niteliğinde olacak.
Montella'nın geleceği tartışılacak.
Oyuncuların performansı tartışılacak.
Federasyonun kararları tartışılacak.
Milli Takım'ın oyun planı tartışılacak.
Ve taraftarın sabrı tartışılacak.
Bütün bunların sonunda ise tek bir gerçek kalacak:
Milli Takım yine kaybetti.
Hem de 38 yıl sonra ilk kez üst üste dört maç kaybederek.
Şimdi mesele yalnızca bir sonraki maçın kazanılması değil.
Mesele, Türk Milli Takımı'nın yeniden neye benzeyeceğinin kararını vermek.
Çünkü dört maçta sıfır puan artık kötü bir seri olmaktan çıktı.
Bu, alarmın çaldığı anlamına geliyor.
Ve artık herkesin cevabını beklediği soru aynı:
Montella'nın gitmesi için daha ne gerekiyor?
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için üye girişi yapın.
Henüz yorum yok.



